Tamam. Sonsuz bir dürüstlükle kabul ediyorum geçen 2,5 yılda çevremdeki ve bendeki değişiklikleri. Ve sanıyorum ki bunun verdiği devasa mutlulukla yazıyorum şu an bunları.
Neler değişti bu sürede? Çok şey değişti. Henüz Amerika'dan yeni dönmüş olan ben depresyonun tam ortasındaydım. Yaşadığım ev, ailem, arkadaşlarım... Herkesi gözden çıkarmıştım. "Geri dönebileyim o rüya şehre, nasıl olursa olsun dönebileyim." saplantısındaki ben kendime de çevremdekilere de hayatı zindan ediyordum. Sonra bir şeyler oldu. Orası sadece 'tatil' hayallerimde kaldı. İyi ki de kaldı (thanks god). Nasıl mı oldu?...
..."The Notebook'daki gibi bir aşkın beni bulması için hala dua ediyorum." yazmışım tam 2,5 sene önce. Yazarken bilmiyordum tabi dualarımın kabul olacağını, dualarımın kabul edilip çok daha fazlasının bana verileceğini. Öyle bir adam gelip girdi ki hayatıma değil onun olmadığı bir şehirde yaşamak onun olmadığı bir hayatta nefes dahi alamaz oldum. Aşk ile çıldırmak neymiş onu gördüm. Verdiğin sevginin yetmediğini düşünüp onun için canını vermeyi istemeyi gördüm. O varsa hayatın nasıl bayram, o yoksu hayatın nasıl zindan olduğu gördüm.
Öyle bir başladı, öyle bir hayatıma girdi ki, 3 günlük ömrü var bu birlikteliğin var, yakın zamanda yollar ayrılır diye düşünürken bir anda gelip hayatımın merkezine oturuverdi. Tam merkezine. En ufak sapma yok. Hayatımın tam ama tam merkezine. Yine böyle tamamen deşarj olmak için açtığım twitter hesabım olmasa belki bugün o da olmayacaktı. İşte burası tam bir muallak. Nasıl yaşıyor olurdum, ne yapıyor olurdum düşünmek bile istemiyorum. O hesap açıldı. O benim hayatıma girdi. Onunla yaşıyorum (TG). Sadece bu düşünceye odaklanmak kafi.
MSN'de adımızın yanına yazabildiğimiz bir kaç kelimeden oluşabilen kişisel iletilerimiz vardı. Ne yazardım, ne yazardım... Doyamazdım yazmaya. Yetmezdi, hırsımı alamazdım, dinlediğim şarkıyı göstererek vermeye çalışırdım mesajı. Böyle benim gibi yazarak deşarj olmayı seven bir arkadaşım sürekli çevremde twitter diye diye geziniyordu. Bahsettiği şeye hiçbir anlam veremeyen ben "Eeeeh seni mi kıracağım be!" diyerek bir hesap açtım kendime.
İlk followladığım insanlardan biri... İlk followerlarımdan biri... Biz hep tesadüfen bir yerlerde zaten bir aradaymışız. Aynı konserde aynı şarkıya eşlik edebilmiş, aynı maçta aynı takım için küfür edebilmişiz. Ama bizim birbirimizi dokunarak hissedebilmemiz için twitter'a ihtiyacımız varmış. Birbirimizi 1 yıl boyu followlayıp, 1 yıl boyu birbirimizin yazdıklarını beğenmiş, twitter ahlakına bir hayli uygun hareket etmişiz. Ta ki 1 yıl sonra saçma tesadüfler zinciri sayesinde biz o followerlarımız arasında birbirimizi fark edene kadar. O beni fark etti. Ben onu. Fark ettikten sonra mı...? Ondan sonra hiçbir şeyin önüne geçemedik ki biz. İlk yemek ne zaman yendi, ilk öpücük ne zaman verildi, ilk veda ne zaman edildi... Hepsi yıldırım hızıyla oldu ve biz gerçekten hiçbirinin önüne geçemeyecek kadar aciz kaldık aşk sayesinde.
İşte, burada olmadığım 2,5 yılın 1 yılı aşkı aramakla, sonraki 1,5 yılı ise bulduğum aşkın sarhoşluğuyla geçti. Şükürler olsun ki hala aşk sayesinde kafalar bir milyon. Kahve içip sarhoşluğu üstümüzden atmaya, ayılmaya hiç niyetimiz yok. Müthiş yaşanmışlıklar, müthiş hayallerimiz var bizim. Ki bunları da bol bol yazmayı planlıyorum burada...
İş ile, okul ile ilgili de bir sürü şey değişti hayatımda. Ailemle ilgili de. Ama bunların hepsini 2,5 yıl sonra gelen bu ilk yazıya sığdırmak istemiyorum. Hem paylaşmak adına hem anıların bir yerlerde muhafaza edilebilmesi adına, geçip giden veya gelecek, her şeyi imkan buldukça yazacağım artık.
Yazmalı. Çünkü yazmak gerçekten çok güzel. Çünkü yazılmaya değer çok insan var bu hayatta.
24 Aralık 2011 Cumartesi
21 Aralık 2011 Çarşamba
About me...
"Beni en son 15 yıl önce gören arkadaşlarım bile "Hala aynısın,hala kıpır kıpır" dediler. Yerimde duramam, durdum mu kıpırdayamam... Eğlenmeyi çok severim bir o kadar da depresifim; ağlarken kahkahalarımı tutumayabilir, kahkahalar atarken gözyaşlarına boğulabilirim. Kumarda da kazanmadım aşkta da... Bu ironiyi anlamaya çalışmaktayım. Takım ruhum çok yüksektir ama tek takım bilirim ; Galatasaray! Tam bir dişi aslanım... Sözkonusu takımımsa kimseyi tanımam! Sarı lacivertin bir arada olduğu hiçbir şeye de tahammülüm yoktur. Evet kabul ediyorum, bu evin şımarık kızıyım ben... Seviyorum da 23 yaşında hala şımartılabilirliğimi. ve biri bana saatlerce klarnet çalsın istiyorum. The Notebook'daki gibi bir aşkın beni bulması için hala dua ediyorum. Uykuyu seviyorum, ve şimdi uyuyorum..."
2,5 yıl önce bu blogu açtığım ilk gece "about me" ye bunları yazmışım. Tabi üstünden bu kadar zaman geçtikten sonra, insan bir blogu olduğunu hatırlarsa, blogu olmasına da, yazdıklarına da şaşırabilir, hakkıdır.
"About me" den çıkaracağım, ekleyeceğim çok şey var. İlk fırsatta da yapacağım.
Ne de olsa seviyorum yazarak deşarj olmayı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)