Aşk, tabiri cayizse, anamı ağlatıyor. Yakıyor beni, yıkıyor.
Yanımdan her gidişinde alıyor yüreğimi de götürüyor. Ta ki o gelene kadar; yalandan nefes alıyorum, düzene ayak uydurmak olsun diye. Sonra geliyor, yerleştiriveriyor yüreğimi yerine. Ruhumu geri üflüyor içime, hayat başlıyor.
Aynı evde yaşamaya başlamak çözüm değil. Yetmez. Onun da ayrılık anları olduğundan, yetemez. Son nefesime kadar 24 saatimi, tüm haftalarımı, her dakikamı geçirsem yine yetmez. Bir ömür daha isterim Allah'tan; ruhumuzdan bağlı siyam ikiziymişcesine yaşayacağımız yepyeni bir ömür daha.
Yanımdan her gidişinde ihtiyarlıyorum. İhtiyarlamaktan korkusu olan kim? Her saniyenin hesabını yapıyorum işte, tek meselem bu...
1 Ağustos 2012 Çarşamba
13 Nisan 2012 Cuma
9 Nisan 2012 Pazartesi
Basıldım
Yine sessizliğe büründüysek var bir sebebi.
Bunca zaman sonra iki satır bir şey yazalım dedik. Günü geldiğinde de tüm bu yazılanları hak edene hediye edelim dedik. Ne oldu? Günü gelmeden hak eden bloğu bastı.
Milyarların paylaştığı bir ortamda eşsiz bir şeyler yapmaya çalıştım ama yüzüme gözüme bulaştırdım.
Yüzüme gözüme bulaştırdım ama pes etmek yok...
Kaming suun.
Bunca zaman sonra iki satır bir şey yazalım dedik. Günü geldiğinde de tüm bu yazılanları hak edene hediye edelim dedik. Ne oldu? Günü gelmeden hak eden bloğu bastı.
Milyarların paylaştığı bir ortamda eşsiz bir şeyler yapmaya çalıştım ama yüzüme gözüme bulaştırdım.
Yüzüme gözüme bulaştırdım ama pes etmek yok...
Kaming suun.
31 Ocak 2012 Salı
Merve is better than Barilla & Piyale & ....
İddia edebilirim ki annem dünyanın en mükemmel yemek yapan kadınlarından biridir. Hatta birkaç yemekte, özellikle yöresel yemeklerimizde üstüne yoktur, inanın. Aman dikkat; Anasına bakıp kızını almayın! Armudun dibine düştüğünü de düşünmeyin. Buna uygun daha ne kadar özlü söz, atasözü varsa, siz oturtuverin işte buraya...
Henüz hiçbir yemeğini yapabilmiş değilim sultanımın. Oturur yanıma, tarif eder, anlatır, yaparım. Ertesi gün denemeye kalktığımda, beynime format atılmışcasına bakar dururum çevreme abuş abuş.
Bir şeyler öğrenmek şart dedik. Heves ettik. Kalktık TEMY ile (kendilerinin kim olduğunu en yakın zamanda uzun uzun anlatacağım) el yapımı makarna (ki kendisi en en ennn sevdiğim yemektir) kursuna gittik.
-Erişte? +Hayır makarna. El yapımı. -Erişte işte, bildiğin erişte.
-Amaaan 1TL verip bir paket alıp yapmak varken ne uğraşacağım beee. Peeeh. +Hummmfffsss.
Hem de bu diyaloglara aldırış etmeden. Gittik, alnımızın akıyla da çıktık geldik.
E muhakkak çok sevdim ki yazmak istedim, sizlerle paylaşmak istedim. Şimdi size lezzetli mi lezzetli tagliatelle yapılışını kısaca anlatmaya çalışacağım.
TEMEL MAKARNA HAMURU
Malzemeler
1KG un
10 adet yumurta
1 tatlı kaşığı tuz
Yapılışı
Un ve tuzu biz kaba koyuyoruz ve ortasını havuz gibi açıyoruz. Yumurtaları havuzun ortasına kırıp bir çatal yardımı ile una yedirmeye başlıyoruz. Hamur elde yuğurulabilir kıvama gelince (topak topak olur, ellerinize yapışır ama sakın endişe etmeyin, sonu mükemmel olacak) kabından çıkarıp elde iyice yoğurarak uygun kıvama getirilir.
Yandaki fotoğrafta gördüğünüz hamur açma ve kesme makinesinin açma kısmında, hamuru 7 kere daha yoğurduktan sonra kesme kısmında makarnamızı kesme işlemine başlıyoruz. Kesme işlemi de bitip hazır hale gelen makarnalarımızı bolca unlayarak haşlanmak üzere beklemeye alıyoruz. Yoğurduğumuz bütün hamuru bu makineden geçirip keserek afiyetle yemeye hazır hale getiriyoruz. Kaynadıktan sonra ise kendi damak zevkinize göre istediğiniz sosla süsleyebilirsiniz makarnanızı.
Okuyup da bu zahmete girilir mi demeyin. Girilir. "Amaaan ne uğraşacağım" da demeyin. Uğraşılır. İnsanın kendi elleriyle yoğurduğu hamur ile yaptığı makarnanın keyfi, tadı inanın hiçbir şey de yok. Hele ki sevdiği insanların (Özellikle Big Chef Gülen Sultanımın) bunu yiyip beğenisini sunmasının tarifi yok...
Benim hayalim, özellikle sevdiğim adama, hep böyle kendi yaptığım yemekleri yedirmek. Onunla aynı evi paylaşma şansını yakalayana kadar böyle türlü türlü yemekler öğrenip yapmak istiyorum ona. Delilik demeyin. Sevdiklerine hizmet benim ruhumda var.
Afiyetler efendim...
28 Ocak 2012 Cumartesi
20 Ocak 2012 Cuma
Kalmak zor!
Evet efendim. Test edildi. Onaylandı. Gitmek mı zor kalmak mı sorusunun cevabı bol bol kalan, birkaç kez gidebilen şahıs tarafından cevaplandı; kalmak çok zor canlarım!
Kaç kere kalan oldum, kaç kere gönderdim sayısını bilmiyorum. Her birinde acının yeni bir çeşidini keşfettim. İnsanın hayatındaki kişi, sevgili yahut eşi farketmez, sadece sevdiği rolünden çıkıp en iyi arkadaş rolünü de üstleniyorsa işte o zaman daha da zor oluyor o bekleyişler. Attığın hiçbir adımdan keyif almıyor, aldığın her nefesten rahatsız oluyorsun. Aile, arkadaş, çevrendeki herkes zulüm olmaya başlıyor. Tek o olsun istiyorsun yanında. O gelsin, onunla gül, ona sarıl istiyorsun. 'O' oluyor yaşanabilitesi olan tek hayat.
( Bir şekilde çekiyoruz ya bazı şeyleri hayatımıza, tam şu an fonda "Gitme sana muhtacım, gözümde nursun, başımda tacım, muhtacım..." başladı ki kendisi zamanında en çok ağlatan şarkılardandır. )
Sevdiğimle geride bıraktığımız sürede sayılıdır ki onu bırakıp gideyim. Gittiğim mesafeler onunkilerinin yanında devede kulak bile olmaz sanırım. Keza hepsi, iş için mecburi gidişlerdi. Şu an, ilk kez onu bırakmış kuzenlerimle tatile gidiyorum. Bu da kötüymüş be. Bu da zormuş. İlk kez bırakıp gidince, pek bi kötü oldum. Benim biricik sevdiceğim, beni her bırakıp gidişinde neler hissetmiş ancak şimdi anladım. Anladım ki gitmek de zormuş (Bu demek değil ki gitmek daha zor.) .
Aşkta zorluk şart. Zorluklar olmadan olamaz belki aşk. İşte sırf bu yüzden dört kolla yapışın sevdiğinize. Ne gidin, ne gitmesine izin verin.
Yürekten bağlı siyam ikizinizmişcesine...
Kaç kere kalan oldum, kaç kere gönderdim sayısını bilmiyorum. Her birinde acının yeni bir çeşidini keşfettim. İnsanın hayatındaki kişi, sevgili yahut eşi farketmez, sadece sevdiği rolünden çıkıp en iyi arkadaş rolünü de üstleniyorsa işte o zaman daha da zor oluyor o bekleyişler. Attığın hiçbir adımdan keyif almıyor, aldığın her nefesten rahatsız oluyorsun. Aile, arkadaş, çevrendeki herkes zulüm olmaya başlıyor. Tek o olsun istiyorsun yanında. O gelsin, onunla gül, ona sarıl istiyorsun. 'O' oluyor yaşanabilitesi olan tek hayat.
( Bir şekilde çekiyoruz ya bazı şeyleri hayatımıza, tam şu an fonda "Gitme sana muhtacım, gözümde nursun, başımda tacım, muhtacım..." başladı ki kendisi zamanında en çok ağlatan şarkılardandır. )
Sevdiğimle geride bıraktığımız sürede sayılıdır ki onu bırakıp gideyim. Gittiğim mesafeler onunkilerinin yanında devede kulak bile olmaz sanırım. Keza hepsi, iş için mecburi gidişlerdi. Şu an, ilk kez onu bırakmış kuzenlerimle tatile gidiyorum. Bu da kötüymüş be. Bu da zormuş. İlk kez bırakıp gidince, pek bi kötü oldum. Benim biricik sevdiceğim, beni her bırakıp gidişinde neler hissetmiş ancak şimdi anladım. Anladım ki gitmek de zormuş (Bu demek değil ki gitmek daha zor.) .
Aşkta zorluk şart. Zorluklar olmadan olamaz belki aşk. İşte sırf bu yüzden dört kolla yapışın sevdiğinize. Ne gidin, ne gitmesine izin verin.
Yürekten bağlı siyam ikizinizmişcesine...
10 Ocak 2012 Salı
Mide Bulantısı
Bir şekilde gelip seni buluyor.
Sen istemesen de bir şekilde getirip midene yerleştiriyorlar o iğrenç bulantıyı. İstesen de, istemesen de hissettiriyorlar.
Ne ile, nasıl, neden geldiğinin hiç önemi yok. Mide bulantısı işte, hepsi bu.
Sen istemesen de bir şekilde getirip midene yerleştiriyorlar o iğrenç bulantıyı. İstesen de, istemesen de hissettiriyorlar.
Ne ile, nasıl, neden geldiğinin hiç önemi yok. Mide bulantısı işte, hepsi bu.
5 Ocak 2012 Perşembe
Yılbaşı bitmese fena mı olurdu?
Ben mi abartıyorum yoksa gerçekten bu süslemeler çıldırmaya değer bilmiyorum. Emin olduğum bir şey var ki 1 karış boyundaki bir yılbaşı ağacı veya 3 tane yılbaşı süslemesiyle kendimden geçebildiğim.
Hakkını vermek lazım...
Değerini bilmek lazım...
Her yeri böyle özgürce süsleyebildiğimiz, ışıl ışıl lambaları hiç söndürmediğimiz kaç özel günümüz var ki?
Neyse ki Nişantaşı var. Neyse ki. En abartılısını, en şaşalısını birkaç yıl önce, böyle özel günlerin en çok hakkını veren şehirde, New York'ta görmüş olan ben şükrediyorum ki Nişantaşı var da nefsimiz köreliyor biraz.
Senede 1 kere yetmiyor bana. Senede birkaç kere çam ağaçlarımızı süslesek... Sokaklar, caddeler ışıl ışıl olsa... Fonda hep o sevimli yeni yıl şarkıları çalsa ve ben oradan oraya koşup poz versem...
Senede 1 kere yetmiyor işte bana.
Hakkını vermek lazım...
Değerini bilmek lazım...
Her yeri böyle özgürce süsleyebildiğimiz, ışıl ışıl lambaları hiç söndürmediğimiz kaç özel günümüz var ki?
Neyse ki Nişantaşı var. Neyse ki. En abartılısını, en şaşalısını birkaç yıl önce, böyle özel günlerin en çok hakkını veren şehirde, New York'ta görmüş olan ben şükrediyorum ki Nişantaşı var da nefsimiz köreliyor biraz.
Senede 1 kere yetmiyor bana. Senede birkaç kere çam ağaçlarımızı süslesek... Sokaklar, caddeler ışıl ışıl olsa... Fonda hep o sevimli yeni yıl şarkıları çalsa ve ben oradan oraya koşup poz versem...
Senede 1 kere yetmiyor işte bana.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



